Güneşin bir altın topa benzediğini söylemek, ikisi arasında bir teşbih yâni benzetme yapmaktadır. Ama altından bir topun ekinleri olgunlaştırdığının söylenmesi istiare yâni iğretileme yapmak olur. Teşbih ve istiare edebiyatta çok kullanılan sanatlardandır.
Konuşmamıza birtakım benzetmeler katmakla düşüncelerimizi daha iyi ifade etmiş oluruz. Benzetmelerin en basiti teşbih diye adlandırılan benzetmedir. Ama benzetmenin baş kısmını yok ederek daha cesurca benzetmeler de yapabiliriz. Meselâ: Adaletin kılıcı, Tatil cenneti, Heyecandan ölmek, gibi… ister halk, ister meslek, ister spor argosu olsun, argonun her çeşidi pek çok benzetmeyle doludur. Tıpkı “hafız” kelimesinin öğrenci argosunda dersleri ezberleyerek öğrenen öğrenci anlamına gelmesi gibi…
SENİ SAKLAYACAĞIM
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya…
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım…
Anlayacaksın.
ÖZDEMİR ASAF
Timsahla filin dillere destan evliliğini duymuşsunuzdur belki. İki sevgili evlendikten sonra, birbirlerine kendileri için “en değerli” olanı verme yarışına girerler. Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder. Fil de pek sevdiği yeşil yapraklarının en tazelerinden çırpıp sevgilisinin önüne atar. Fakat sonuç hüsrandır. Otçul olan fil için balıklar, etçil timsah için de tazecik yapraklar hiç de değerli değildir. Çift, sonunda anlar ki, herkesin kendisi için “en değerli” olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için “en değerli” olanı vermektir. Sonuç olarak, fil timsaha hortumuyla tuttuğu ve zaten yemeyeceği balıkları, timsah da gölün dibinden kopardığı ve zaten sevmediği tazecik yosunları vermeye başlar. Mutlu olurlar; çünkü birbirlerini anlamaya vakit ayırmışlardır. İkisi de “Ben elimden geleni yapıyorum ya!” savunmasına girmemiştir. Bu kısa meseli yabana atmayın. En az fil ve timsah kadar yabancıyız birbirimize. Erkeklerin kadınların ne istediği konusunda teknik ve detaylı çalışmalara ihtiyacı var. Kadınların da hiç şüphesiz erkeklerin ne istediği üzerine kafa yormaları gerekiyor. Evlilik terapistlerinin kendilerine boynu bükük gelen çiftlere hatırlattığı detayı bir de burada hatırlayalım: “Kötü olan siz değilsiniz; kötü olan ilişkiniz.” Yani, iyi insanlar da olsanız kötü bir ilişki kurabilirsiniz. Kötü bir ilişki içinde de olsanız, hâlâ iyi birer insan olmanız mümkündür.
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “o olmazsa yaşayamam.” denemeyeceksin. Demeyeceksin işte . Yaşarsın çünkü. Öyle Beylik laflar etmeye gerek yokki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni. Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalştığın binayı , masanı , telefonunu,kartvizini. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiç bir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen eğer, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı , yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “o benim.” diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin , Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. yada cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden , çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın.Ucundan tutarak…
Bağlanmayacaksın, Öyle körü körüne … Can Yücel
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Gözlerini kapatırsın yavaş yavaş,
Yorulmuşsundur artık
Ve gitmeleri sevmessin aslında,
Çünkü yokluğuna hiç alışamazsın gitmelerin.
Bir sevgiliye kaç şiir yazabilirsin ki?
Kaç kere özlersin gözlerine dokunmayı?
Kaç kere seversin, sevilirsin?
Ağlamayı da özlersin,
Sözlerin anlamsızlığını hissettiğinde.
On dakikan benim olsun, gözlerin gözlerimde…
Gidersen, yaşamın acılı haritasında yaralı bir kalbin, adını bilmediğim çiçekleri kanar içimde her gece…
Ay suskunlaşır, yıldızlar suskunlaşır, acılar suskunlaşır, yitirir sesini yaşayanlar da ölüler gibi…
Suskunluğun trendinde kan kusar yürekler sensiz Rüzgar da esmez artık buralarda, çiçekler de açmaz, benim boynum bükük kalır bu şehirde, çekip gider mutluluklar…
Gitme ne olur. Bak hüznün zifiri saçları akıyor geceye, gecenin karanlığına karışıyor hüznüm…
Lanetlenmiş yalnızlıklara ah ediyor kalbim Her gün biraz daha büyüyecek içimdeki kırgınlık… Gitme…
Acılar içinde olsam da seni çılgınca sevdim ben Çılgınca sevdim bu dağları, bozkırları, güneşi , En çok seni sevdim çiçeğim, en çok seni sevdim… Gitme ne olur.
Yol türküleri kederlidir nazlım, yol türküleri dertli, yol türküleri acılı. Gidersen kar yağar istasyonlara, boynu bükük bakar ardından bütün akasyalar. Gitme, bir güvercin sıçaklığı gibi kal yüreğimde. Ben ki sevdamı dağlı bir çiçek gibi göğsümüm üstünde taşıdım hep, namusumun akında.
Ne zaman gözlerine baksam beyaz beyaz güvercinler kanat çırpar mavilere; Güller açar ne zaman ellerimi uzatsam saçlarına, serin serin eser yeller.
Bu sevdayı alıp gitme benden, alıp gitme mutluluğumu gözleri türkülü kuşum; içimdeki baharı öldürüp gitme, kimsiz, kimsesiz boynu bükük bırakma türkülerimi.
Körpe bir dal gibi koparma sevinçlerimi yüreğimden ne olur… Gitme sevdamsın, ateşimsin, hasretimsin
Gitme ekmeğimsin sen, suyum, havamsın Gitme, ben sana kalbimi verdim. Kalbimi de alıp gitme…
Gitme, figan düşer denizlere sular çekilir, yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır, boynunu büker sabah kervanları kelebekler ölür gitme Bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk, şaşırır yönünü rüzgarlar Bütün pınarların suyu çekilir, solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm Gitme…
Öksüz kalır içimdeki imge dağları Saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı Bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez Çiçekler açmaz bahçemde ah be gülüm gitme…
İçimdeki bütün vagonlar devrilir Bir kar yağar istasyonlara, üşürüm,gitme Bütün ormanlar ateşe verilir, kuşlarda gider bu kent de, ölürüm…gitme kal
Menevşeler açsın dağlarda, sevince dönüşsün gökyüzü , İki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm , Yokluğuna alışamam yokluğun ölüm bana dileğim…….
Yokluğun kıyamet alametim…
Sonsuzluk dünyasında hücre hapsi yaşamaktır sensizlik…
Bir gelsen… Bir görsem… Bir gülsen…
Sonra yine git istersen…
Sen bakıp bakıp daldıkça karanlık ufuklara,
hayallerin yarım benliğin eksik kaldığı an düşlerim desteğin olsun diye yüreğine,
karanlığa hibe ederim senli düşlerimi.
Bir yıldıza iliştiririm ömrümü…
Sen kendini kimsesiz hissettiğin ve göğe bakıp
Allah’ la konuşmaya başladığında kayan yıldızın kuyruğunda görürsün beni…

HERKES GİBİ
Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
«BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN»
Aşk koyar mısın bu masalın adını?
Aynı ayın farklı hilalleriyiz, aynı duyguların Allah bilir kaçıncı sahibiyiz.
Yastığa konduğunda uyku tutmayan başlar, hayallere konduğunda keder tutmayan onlar.
Onların, onlar gibilerin, onlara benzeyenlerin, onlarla bezenenlerin ve bizim için diyelim ki:
Ey gönül!
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken ,o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.Hani ağzınla kuş tutsan ‘Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?’ diye bir soruyla bile karşılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, ‘Ama senin için şunu yaptım’ derken o, ‘şunu yapmadın’ diye cevap verecektir.