İbadetlerimizde ihanet etmeyelim

Yazan: Ebu_Emir | 22 Mayıs 2008
Kategoriler: islam



Namazlarımızda sıkça okuduğumuz kısa surelerden biri de ’dir. Bu surenin mealine bakarsanız, dördüncü ayetin “yazık o kılanlara..” diye başladığını göreceksiniz. Rahmetinin gazabından çok çok olduğunu bildiğimiz , kendine bir insanı neden böyle kınıyor olabilir?

İbadetlerimizin Allahu Tealâ’nın rızasını kazanmaktır. Ne var ki edebine riayet edilmeden yapılan , bırakın O’nun rızasını kazandırmayı, yapanın yüzüne çarpılma ihtimali çok yüksek.
’ndeki “yazık o kılanlara!” kınamasına benzer bir ifadeyi Hz. Peygamber A.S. Efendimiz’in şu sözlerinde de görüyoruz:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruçtan ellerinde kalan sadece açlık ve susuzluktur. Nice ibadeti ile meşgul olanlar vardır ki, ellerinde kalan sadece yorgunluk ve uykusuzluktur. (İbn-i , Darimî, Nesaî, Ahmed)
Çok bir ikaz ve kınamanın içi içe bulunduğu bu ifadeleri görünce insan sormadan edemiyor: Acaba biz, bu ayet ve hadis-i şerifte anlatılan dahil olmaktan yeterince çekiniyor muyuz? Ya okuduğumuz Kur’an bize lanet ediyorsa ne yapacağız? ı bir tür sportif faaliyet veya alışkanlığa, orucu perhize, haccı turistik geziye, zikir meclislerini eğlenceye, zekâtı ticarete, hizmeti benlik davasına, cihadı cinayete, hakka daveti siyasete çevirdiysek, bu nasıl bir dindarlıktır? Amellerimizin muhasebesini yapmadıkça İslâm’ı yaşama ve yaşatma davasında en büyük yıkımı biz yapmış olmaz mıyız?

Bütün bunlardan sonra şunları düşünmek zorundayız:
“Senelerdir yapıp durduğumuz , hayatımızda ve ahlâkımızda ne gibi değişiklik yaptı? Yoksa ibadeti adet haline mi getirdik?”

İbadetler birer emanettir
müminleri şöyle uyarıyor: “Ey iman edenler! ’a ve Rasulü’ne hainlik yapmayın. Size edilen şeylere de bilerek hiyanet etmeyin.” (Enfal, 277)

Büyük müfessir sahabi İbnu Abbas R.A. bu ayeti açıklarken, kullara edilen şeyin Allahu Tealâ’nın yapılmasını farz kıldığı ameller olduğunu belirtiyor. Hiyaneti ise, amelleri gereği gibi yapmayıp zayi etmek şeklinde tefsir ediyor. (İbnu Kesir, Tefsiru Kur’ani’l-Azim)

Rasulullah A.S. Efendimiz, namazda rukû, secde ve kıraatını eksik yapan, ın bölümlerinden çalan kimseyi “en kötü hırsız” olarak tanıtır. (Darimî, Malik, Ahmed)
Bir emaneti zayi etmeye denir. Bir şeyin hakkını vermemek de ihanettir.
Yeryüzünde en büyük Allahu Tealâ’nın emanetleridir. Bu emanetler, iman, ve güzel kulluktur. Yaratıcı’nın bir insandan yapmasını istediği bütün vazifelere veya kulluk denir. Rabbine kulluktan kaçıp nefsine kul, dünyaya köle olanlar, temiz fıtratlarına karşı en büyük zulmü yapmaktadırlar. Bu halleriyle onlar, Hakk’a karşı en açık içerisindedirler. Tevbe etmeden bu halde ilâhi huzura çıkanlar, ’ın öfke ve azabından nasıl kurtulabilirler? Bu, gerçekten çok acı bir sonuçtur.

Diğer acı bir sonuç da, bir insanın ömrünü ’a ve kulluk içinde geçirdiği halde, ahiretine hiçbir hayır ve sevap götürememesidir. Bunun sebebi, ibadete edilmesi, yani hakkının verilmemesidir. İşte bu durum, müminler için büyük bir ayıp ve acı bir kayıptır.

Evet, usulüne uygun yapılmayan her iş maksadın tersine sonuç verir. İbadetler de böyledir. Kul, bazen ibadetle ’a yaklaşayım derken, ’tan uzaklaşabilir. Bunun sebebi kendisidir. Çünkü edebi çiğnenen, değiştirilen, tavazu yerine kibir ve kendini beğenmeye alet edilen bir kabulü değil, belki azar ve azabı gerektirir.

Hz. Ömer R.A., bazı insanların ibadetleri nasıl adet haline getirdiğini şu üzüntü dolu sözleriyle dile getirir: “Öyle insanlar var ki, müslüman olarak saçını başını ağartmış. Fakat ömründe için hakkıyla kıldığı bir ı yok.” (Sühreverdi, Avarifu’l-Mearif)
İbadetin
için yapılan ve kulu ’a yaklaştıran bütün güzel ameller kapsamına girer. , oruç, zekat, hac, kurban, zikir, şükür, tefekkür, haramları terk gibi ameller başında gelir. Özü itibariyle , ’a bağlanmasıdır. İbadet, samimiyettir. Gerçek , kulun nefsini tanıması ve kul olduğunu anlamasıdır. İbadetin ’ın rızası, hediyesi ise cennet Cemalullah’ı müşahededir.

İbadetin merkezi kalptir. İlâhi sevgi ve bilgi kalpte oluşur. Allahu Tealâ’ya yaklaşmak kalple olur. Dolayısıyla katılmadığı , şekilden ibaret kalır. katılması demek, uyanık olması ve neyi kim için yaptığını bilmesidir. İbadette için niyet farzdır. Bozuk niyet ve gafletle yapılan çoğu kez gösteriş için yapılır. Böyle bir yakınlık değil, uzaklık sebebi olur. ık ona değil, denir. Çünkü için yapılması gereken bir iş, nefis ve dünya için yapılmış; mahluk mabud makamına çıkarılmış, ahiret sermayesi dünyada harcanmıştır.

İbadetin içi niyet, dışı edeptir. Edep, makama uygun davranmaktır. Edep lazım olanı yapmaktır. Her makamın bir edebi vardır. Edebi zayi edenler, maksatlarına ulaşamazlar. ın, orucun, haccın, hizmetin, zikrin ve diğer bütün kendilerine göre edepleri vardır. Bu edeplerin bir kısmı ibadetten önce, bir kısmı ibadetin içinde, bir kısmı da ibadetten sonradır. İbadetten önceki edepleri bilmeyen kimse, ibadetin içindeki ve peşindeki edepleri koruyamaz. Edepsiz , sahibi için bir yorgunluktur. Aynı zamanda Rabbine karşı vefasızlıktır. Bundan dolayı, ibadete yanaşmayanlara azap hazırladığı gibi, ibadetteki edebi korumayanlar da azapla korkutulmuşlardır.

İbadete hazırlık

Farz olsun, fazilet olsun, bütün ibadetlerden önce bir hazırlık şarttır. Her ibadetin kendine has edepleri ve hazırlık şekli vardır. Ancak, bazı vazife ve hazırlıklar vardır ki, onların her ibadetten önce yapılması gerekir. Bu hazırlıklar şunlardır:

İbadetin ilmini öğrenmek:

Buna farz-ı ayın ilim denir. İbadet yapmakla yükümlü olan erkek-kadın her müslümanın yapacağı bir ibadetin dışındaki ve içindeki vazifeleri öğrenmesi gerekir. Bunu ihmal etmek, geciktirmek, önemsememek, ibadeti zayi etmek demektir. Cahil kimsenin yaptığı ya bozuk, ya eksik olur; kârı zararını kurtarmaz.

Helal yemek ve giyinmek: Yapılış şekliyle dört kısımdır: Kalple, bedenle, malla ve hem beden, hem de mal ile yapılan . Bir müminin, kendisiyle yaptığı bütün azalarının ve mallarının temiz olması gerekir. Allahu Tealâ temizdir ve ancak temiz olan amelleri kabul eder.

Haram gıda ile beslenen bir beden, huşu ve huzur içinde kılamaz, hakkıyla oruç tutamaz. İçine haram, haksızlık ve zulüm karışan malla yapılan işler de hayır olmaz.

Haram maldan zekat verilmez. Haram mal ile hacca gidilmez; gidilse kabul edilmez. Haram elbise içinde kılanan kabul olmaz. Harama bulaşan ağzın yapacağı zikirden gerekli fayda hasıl olmaz, duası kabul edilmez. Rasulullah A.S. Efendimiz’in belirttiği gibi, yalanı, gıybeti ve çirkin sözleri terk etmeyen kimsenin orucu aç kalmaktan başka bir şey değildir. O kimsenin aç kalmasına Allahu Tealâ’nın ihtiyacı yoktur (Buharî, Ebu Davud, Tirmizî)

Bunun için arifler: “Midesine girene dikkat etmeyenin hiçbir hali güzel olmaz.” demişlerdir.

Kalbi manen öldüren şeylerden çekinmek: İbadet için en önemli hazırlık, ibadetin merkezi olan kalbi günah kirlerinden temizlemektir. İbadetlerin başında, haramdan kaçmak gelir. Günahla kirlenen bir kalp ’ı hakkıyla sevemez, tadıyla zikredemez. Hakkıyla kılınan insanı kötülüklerden uzaklaştırır. Ancak kötülükler de insanı ya kılmaktan uzaklaştırır veya namazdaki huşu ve huzurdan uzaklaştırır. Gaflet, gafleti davet eder. Kötülük, kötülüğü çeker. Bizlere günahın peşinden hemen tevbe ve iyi amel yapmamız emredilmiştir. Fakat günahla temizliğini kaybeden bir kalple güzel yapmak, mesela huşu içinde bir kılmak oldukça zor ve zevksizdir.

Yalan, gıybet, alay ve boş sözlerle meşgul olan bir dil, nasıl hikmetten bahsedebilir, ne derece zikir çekebilir? Kin, kibir, haset ve nefretle kararmış bir kalp ne kadar ahireti düşünebilir, nasıl sevgisiyle zikre geçebilir?

Kalbi hazır hale getirmek:

Ne yaptığını bilmeyen kalp sarhoş kabul edilir. Sarhoşun ameline kıymet verilmez. İbadet, şuur ve sevgiyle yapılmalıdır. Yoksa adet olur. İnsan her ibadetin evvelinde, onu niçin ve kim için yaptığını bilmelidir. Buna niyet denir. için niyet edilmeyen işler olmaz.

Kendini kontrol etmek:

Bütün Allahu Tealâ’yı zikretmek içindir. Bütün ibadetlerle varılacak sonuç, güzel ahlâka ulaşmak ve edebi elde etmektir. Bunun için her ibadetin evvelinde kalbimizi, sonunda da halimizi kontrol etmeliyiz. Eğer kalbimiz önceki halinden biraz daha uyanık ve Rabbine karşı sevgi yüklü ise bu, önceki güzel yapıldığını gösterir. Eğer her gün davranışlarımız biraz daha güzele gidiyorsa, bu, ibadetlerimizin kabul edildiğinin alametidir.

Arifler, hep şunu derler:

Bir insanın ibadeti, ilmi, zikri, hizmeti ve hayır türü işleri artar da edebi artmazsa, bu onun yaptıklarının taklitten öte geçmediğini gösterir.

Bize düşen en önemli vazife, her ibadetin sonunda ibadetimizdeki kusurlarımız için af dilemektir.

 

 

 

 

E-posta Aboneliği

Güncel Haberleri almak için E-Posta adresinizi girin :

Abone olmak istediyseniz Size bir E-posta gönderilecek lütfen gelen E-posta'daki linki tıklayın ve Aboneliğiniz aktifleştirin .



Son Bir kaç Yazı

Yorumlar

Yorum yazın:

İsminiz *

Emailiniz *

Websiteniz



Yorumu Gönderdiğinizde burada yazan yorum kurallarını ve T.C Yasalarına aykırı davranışda bulunmayacağınızı kabul etmiş sayılırsınız.
Ip adresi ve bağlantı bilgileriniz kayıt altına alınmaktadır.

Bunlarada gözatın