İskenderiye

Yazan: Turan | 24 Mayıs 2008
Kategoriler: History

’nın gerilemesi, İskenderiye’nin parlamasına yol açtı. Sürekli savaşlarla zenginliğini yitiren ve güçsüzleşen ’in başkenti, uluslararası ticaretin kendisine yüz çevirdiğine ve İskenderiye’nin olağanüstü bir gelişme gösterdiğine tanık oldu. Dâhi şehirci Dinokrates’in M.Ö. 300′e doğru inşa ettirdiği bu yepyeni şehir, havuzlara, rıhtımlara, doklara, atölyelere sahip olduktan. ’in eseri (M.Ö, III. yüzyıl) dev fenerle aydınlandıktan ve Ptoleme gibi becerikli bir ‘hanedan’ eliyle yönetildikten sonra ‘ların lütfuna’ nasıl erişmezdi? Hükümdarlarının cömertliği sayesinde ( denilen) büyük bir üniversiteye ve bir kütüphaneye sahip olduğu ve tekniği geniş mali imkânlarla desteklediği için, dünyanın en büyük bilginleri bu şehre akın etmeye başladılar.

Bu bilginler, ’ten bu yana ülkelerinde egemen olan bilimsel düşünüşü benimsemiş Yunanlılardı. Yani tam anlamıyla spekülatif ruhlu kimselerdi. Uygarlığa getirdikleri paha biçilmez katkılar bilinmektedir: Geometride Öklid ve ; astronomide Hipparkos; yer ölçümünde Erotostenes; statik ve hidrostatik’te … Bununla birlikte İskenderiye’nin ’da bulunması şöyle bir olaya yol açacaktır. Eski kültürü Yunan bilimini etkileyecek ve sonunda yepyeni bir bilim ortaya çıkacaktı. teoriler ve rasyonel kurallar demekti; bilimiyse ampirikti; yani binlerce yıllık deneylerin öğrettiklerine ve teknik hünerlere dayanıyordu.

İskenderiye’deki bu karşılıklı etkilenme alanına, Yunanlılar, , astronomi ve kartografi bilimlerini sunarlarken; Mısırlılar da binlerce yıllık mimarlık ve taşmalarını düzenleme deneylerini, doğru ölçme ilkelerini, “mekanik dövme” aracına kadar tutarsız ama yararlı bir yığın bulgular getiriyorlardı. İşte, “ ampirizmi”yle “Yunan rasyonalizminin (kuramsal, akla dayanan. Bilginin deney ve gözlemlere baş vurmadan sadece düşünsel planda elde edilebileceğini savunan
görüş.) birleşmesi, yani tutarsız bulgularla teorik düşünüşün genel bir mantık sentezi içinde kaynaşması, tekniğe “mucize” sayılabilecek bir atılım sağlayacaktır.

Gördüğümüz gibi, o çağa kadar bilim, tekniği yalnızca mimarlıkta ve ayarlı araçlar yapımında destekleyebilmişti. Bu iki alanın dışında teknik, bilim merakından ve eğlenceden öteye gitmiyordu. Böyle olduğunu mezarlarında bulduğumuz mekanik oyuncaklar da göstermektedir. M.Ö. IV. yüzyıldan kalma, Tarantolu Arşitas’ın yaptığı “uçan kuş” oyuncak değil de nedir? Ne var ki, M.Ö. 284′te ’in doğumuyla her şey değişti.

E-posta Aboneliği

Güncel Haberleri almak için E-Posta adresinizi aşağıdaki kutucuğa yazın ..

En Son Yazılar

Bunlarada gözatın

Yorumlar

Yorum Yazın

İsminiz *

Emailiniz *

Websiteniz