Pınar Kür Şaşırtmayı Seviyor…

Yazan: Turan | 08 Mayıs 2008
Kategoriler: edebiyat

pinar-kurBir ın ilk eseriyle son eseri arasında konu, üslup, bakımından farklılıklar gördüğünüzde, ın anlayışının değiştiğini gözlemlediğinizde hayal kırıklığına uğrayan okurlardan mısınız, yoksa vay canına, yelpaze gibi deyip her farklı eserinden ayrı keyif alanlardan mı? Daha basit haliyle sorarsak; değişmek, gelişmek, farklı zevklere sahip olmak anlamına mı gelir yoksa istikrarsızlık anlamına mı? ının uzun soluklu usta ı her kitabında değişik bir üslupla okur karşısına rengarenk çıkmaktan hoşlanıyor. Çok geç olmadan Türk ına yıllarını vermiş usta ı size tanıtalım, dost çevrelerinde adı geçince şaşıp kalmayın istedik. Anlatacak o kadar çok şey var ki aslında, neyse biz bir başlayalım da…

Annesi ve babası öğretmen olan 1945 yılında Bursa’da doğar. Dönemin koşullarına göre oldukça bir ailesi olan Kür çocukluğunu annesi ve babası çalıştığı için kardeşiyle anneannesinin masallarını dinleyerek büyür. Kendisi, bu masalların da eserlerini etkilediğini söylüyor. Daha çocukken çok hareketli bir yaşamı varmış ’ün. Annesi 1953’te devletin açtığı bir dil programı sayesinde Pınar ve Işılar’ı alarak ’ya yerleşmiş bir yıllığına. İngilizce’yi çok küçük yaşta Ankara’ya dönüşte arkadaşlarına hava atacak kadar iyi öğrenir . Ardından yine bir devlet programıyla ’ya gönderilir aile. İlk gençlik yılları bir göçebelik içinde geçen Kür, Türkiye’ye tekrar döndüğünde henüz bir yüksekokul olan Robert ’e devam eder. 1960’lı yıllar öğrenci hareketlerinin, ve çevrelerin Avrupa, özellikle ’te en etkin olduğu yıllardır. de Sorbonne Üniversitesi’ne bölümüne yazılır. Öğrencilik yaşamı boyunca onun için çok önemlidir. ise tiyatronun büyülü dünyasına açılan kapıdır. Ankara’da oyuncusu Can Kolukısa ile evlenirler ve beraber bohem bir yaşam sürme hayalleriyle ’e yerleşirler. Tüm bu yurtdışı maceralarının ’ün günümüzün en iyi çevirmenlerinden biri olmasında payı çok büyüktür.

İlk ı ’ı 1976’da Devlet Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalışırken , ın adını önce “Şu Dağın Ardında” koymak niyetindedir. Attila İlhan’la düşünüp taşınırlar, “”da karar verirler. Daha ilk ıyla çevrelerinde büyük bir hareketlilik yaratır, olumlu ve olumsuz eleştiriler eksik olmaz, kimse kayıtsız kalamaz. Toplumsal sınıfların niyetlerinin samimiyetini ve aşkın gerçekliğini sorguladığı “” dönemin karmaşık yapısına göre oldukça cesur bir . Kolejli seçkin bir kesimden gelen Şeyda, zengin kocası Oktay, radikal siyasi oluşumlara birebir girişen Selim gibi kahramanların etrafında şekillenen 12 Mart’ın farklı bir biçimde sorgulanışı.

Kendisi de seçkin, bir aileden gelen Kür, ikinci ı “”da da kahramanlarını kolejli, seçkin, iyi ailelere mensup kişilerden seçer. Burada eleştirilecek bir şey bulmak epey zor. İnsan yaşadığını olmasa bile bildiğini, anlatabildiğini, gerçekliğini hissettiğini ona göre. “” Kür’ün yakından takip ettiği, genel havasını sevmeyerek vazgeçtiği çevresinde dönen hırs oyunlarının, aşk ve dostluk ilişkilerinin konu edildiği, ilk ına göre oldukça farklı bir konu etrafında dönen bir . Daha ikinci ında okurlarını şaşırtır . “” ile giriştiği toplumsal konuları devam ettirmesini bekleyen okurları hayal kırıklığına uğrarlar. Gerçekten yaratıcı bir ın sürekli aynı konular etrafında dönmesinin bir tembellik olacağını gösterir hâlbuki “”. Kurgusu, tekniği bambaşka olan oyuncusu olma hayalleri kuran Semra’nın ağzından anlatılıyor. Küçük bir oyuncu olmak romanda tutarsız, yaşamının merkezine koyduğu değerlere sadık olamamak anlamına geliyor.

Aşkın ’ün romanlarında vazgeçilmez bir yeri vardır. Bir arka plan olarak ya da kısır bir konuyu heyecanlandırmak için başvurulan bir son çare değildir aşk onun için. Yazmanın en büyük kaynağı olarak gördüğü aşk, hep mutsuzluk, acı ve hüznü çağrıştırır. Kür “Yazmak bir başkaldırı, bir itirazdır” derken illa siyasal değil içsel bir başkaldırıyı da işaret eder. Mutlu aşkın olmadığını savunur.
Önce bir oyun olarak yazdığı ı “” için “ ına yaptığım en büyük katkı ’la oldu” der . ’e gitmeden annesini bavulunda gördüğü bir fotoğraftan esinlenerek tasarladığı “” gerçekten ının en cesur, insancıl, acıklı romanlarındandır. Gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı “” toplumsal adalet anlayışının acımasızlığını, insanların ikiyüzlülüğünü açıkça ortaya koyan bir başyapıt. Evlat edindiği kimsesiz bir kızı sömüren bir adamın ve kızı kurtarmak isteyen bir gencin çabalarını anlatan sinemaya da uyarlanır. Başrolde de Müjde Ar vardır. Müstehcenlik iddiasıyla mahkemeye verilen kitabını içindekilerin kadınların düşürüldüğü durumun bir betimlemesi olarak algılanması gerektiği şeklinde savunur ve beraat eder.

” adlı öykü kitabı 1984 Sabahattin Ali Öykü Armağanı’nı kazanır. Yaşadığı apartmandan esinlenerek yazdığı öykülerin kahramanlarının ortak bir yanı vardır: eski mutlu günleri hatırlarlar. Şimdilerinden hoşnutsuzdurlar, çocukluklarını özlerler. Saraylı bir ailenin, şehirleşmenin acımasız, inceliksiz yaşam koşullarında yok oluşları “” öyküsünün konusudur. Öykünün kahramanı çocukluğunun o dönemlerini yitirilen, özlenen bir güzellik olarak anımsar. Tüm öykülerinin kahramanları içe dönük, karamsar, umutsuz tiplerdir. Romanları gibi öykülerinde de çıkışsızlığı anlatır.

İlki “Bir Cinayet ı” olan üçlemesindeyse bambaşka bir deneye girişir Kür. Biçimsel bir arayışa girer: Romanda üst-kurmaca. Türkiye’de yazılan ilk cinayet romanlarından olan “Bir Cinayet ı” okurunu klasik bir başlangıca rağmen açık olmayan bir sonla düşündürür okurunu. Bir matematik profesörü olan Emin Köklü tembel, sakin, yalnız bir yaşam sürer. Maddi kaygıları ya da kariyer hırsı olmadığı için gereğinden fazla çalışmaktan hoşlanmaz. Ta ki tembelliğinin rehaveti yerini bir gün can sıkıntısına bırakana dek. Gazetelerden takip ettiği işleyeni belirsiz cinayet olaylarına merak salıp beyin jimnastiği yapmak ve eğlenmek adına çözmeye başlar. içinde tekniğini kullanarak hangisinin nerede başladığını belirsizleştirdiği “Bir Cinayet ı” matematik- ilişkisi üzerinde duruyor. Matematikçi Emin Köklü’nün karşısına Akın Erkan’ı çıkarır. Zaten sürekli yaptığı yeniliklerle eleştirilen bir olan ’ün daha önce yazdıklarından tamamen farklı bir konuya, kurguya el atıp bir üçleme yapması şaşırtmayı gerçekten çok sevdiğinin göstergesi.

Üçlemenin ikinci kitabı “”, yine Emin Köklü - Akın Erkan ilişkisiyle beraber ünlü bir şarkıcının öldürülmesini de yine içinde tekniğiyle konu ediniyor. ın mı kahramanlarını var ettiği yoksa kahramanların mı ı var ettiği sorusu üzerinde düşündürtüyor okurunu. Sonuncu kitap “Cinayet Fakültesi” özel bir üniversitede ardı ardında işlenen cinayetlerin çözümlenme çabalarını konu ediniyor, -matematikçi çekişmesi de devam ediyor. Birinin diğerine üstünlüğünü değil ikisinin de birbirinden beslendiğini kanıtlamaya çalışır aslında bu kitaplar. Bir ı kurgulamak basit duygulandırıcı anların coşkusuna kapılarak değil matematiksel bir tutarlılıkla sağlanabilir. Zekice hazırladığı üst-kurmaca romanları da bunun en iyi ve keyifli örnekleri.

Olumsuz eleştiriden çekinmeyen Kür’ü üzen tek şey romanlarının yok sayılacak denli göz ardı edilmesi. Kitaba zaten git gide az değer verilen günümüzde ise bunu belki de olağan karşılamak gerek. ’ün romanlarına doyamadıysanız Mine Söğüt’ün kendisiyle hayat ve üzerine konuşarak hazırladığı “” derdinize deva. ın kendi hayatını da anlattığı kitap bir yandan da tarihine tanıklık etmemize yarayacak nitelikte.

Bir süre İstanbul Üniversitesi ’nde çalışan , şimdilerde Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. ın sözcükleriyle şaşırmaktan biz büyük zevk alıyoruz, siz ne dersiniz?

E-posta Aboneliği

Güncel Haberleri almak için E-Posta adresinizi aşağıdaki kutucuğa yazın ..

En Son Yazılar

Bunlarada gözatın

Yorumlar

Yorum Yazın

İsminiz *

Emailiniz *

Websiteniz