Yazan: nuri | 17 Mayıs 2008
Kategoriler: sinema
Mel Gibson, üçüncü kahramanlık öyküsüyle huzurlarınızda. Yönetmen olarak dördüncü çalışması “Apokalipto”yla kamerasını bu sefer 515 yıl geriye çeviriyor. Felaketin kıyısındaki Maya uygarlığına bakışını “Hiç kimse kaderinden kaçamaz” özlü sözünden hareketle ve kendi öyküsünün üzerine biraz da kültür sosu ilave ederek servis ediyor. Mel Gibson, “Apokalipto”da tıpkı “İsa’nın Çilesi”nde (The Passion of the Christ) olduğu gibi hikâyesini anlattığı insanların ve zamanın özgün dilini kullanıyor. Bunun için filmi sadece Yutec Maya dilinde çekmekle kalmamış, aynı zamanda filmi sonuna kadar gerçek hissettirecek, hiç oyunculuk yapmamış insanlarla çalışmış. Özellikle başkarakter “Jaguar Paw” (Jaguar Pençesi) rolü için Comanche, Cree ve Yaqui halklarından bir Amerikan yerlisi olan Rudy Youngblood’a dikkat! Tabii bunlar “Apokalipto”nun güzel tarafları. Mel Gibson, “Apokalipto”ya Pulitzer ödüllü Amerikalı “felsefeci aziz” Will Durant’ın “The Story of Civilization” kitabından bir alıntıyla başlıyor: “Büyük uygarlıklar kendi içinden yıkılmadıkça zaptedilemez.” Amerika kıtası 1492′de İspanyol sömürgeciler tarafından keşfedilmişti. Ama Mayalar, Colomb’dan binlerce yıl önce oradaydı. Güçlü Maya Krallığı, Amerika’da bin yıldan fazla hüküm sürdü. İspanyol sömürgecilerin istilasına direnseler de 200 bin Maya yerlisi öldürüldü, 40 bini de kayboldu. Mel Gibson, “Apokalipto”yla iyi bir seyirlik film yönetmeni olduğunu bir kez daha ispatlıyor. Fakat sömürgeciler kıtaya geldiğinde Maya medeniyetinin çürüdüğünü ve çökmek üzere olduğunu iddia ediyor. Bunu da Cambridge mezunu senaristi Farhad Safinia ile yaptığı “derinlemesine araştırmalara” dayandırıyor. Fakat derinlemesine yapılan araştırmaları bir seyirci olarak filmde görmek istiyoruz. Örneğin, film boyunca Aztekler’i mi seyrettik, Mayalar’ı mı gerçekten bilmiyoruz. Buradan da anlaşılıyor ki Gibson, bize Mayalar hakkında bilgi vermek gibi bir amaç edinmekten çok, “İyi ki geldiniz İspanyollar ya da Katolikler” dememiz için uğraşmış. Sözün özü Gibson, yine kendi fikrine göre çarpıtılmış bir kahramanlık öyküsüyle içimize sinmeyen ama eksiksiz bir aksiyon filmiyle karşımızda.