Sultan IV. Murat’ın sarhoş edici maddeler ve keyif verici maddeleri yasakladığı dönemde saray casuslarından biri, belki de kıskançlık sebebiyle, hekimbaşı Emir Çelebi’nin yasakları çiğnediği ve afyon kullandığına dair ihbarda bulunur. Hünkar, Emir Çelebi’yi aslen çok sevmekte ve itibar etmekte, hatta kendisini sık sık sohbet için huzura çağırmaktadır. Bu ihbara önce inanmazsa da Çelebi’yi yoklamayı da ihmal etmez. Gelen habere göre Hekimbaşı kuşağı arasında bir cüradan ( ufak kutu) taşımakta ve afyon macununu da onun içinde saklamaktadır. Padişah bermutat, Emir Çelebi’yi satranç oynamaya davet etmiş. Oyunun tam orta yerinde,
– Bre Çelebi bunlar nedir?
– İslah edilip zararsız hale getirilmiş afyon hapları hünkarım.
– Ne yaparsın bunları?
– İlaç veya panzehir niyetine hastalara veririm.
– Peki hastalara zararı olmaz mı?
– Hiçbir zararı yoktur hünkarım.
– O halde, yutmaya başla bakalım.
Emir Çelebi, padişahın öfkesini iyi bildiğinden, sonunun geldiğini anlayıp hiçbir şey söylemeden, gözleri yaşararak hapları bir avuçta yutmuş ve sonra satranç tablasının başından kalkarak,
– Elveda hünkarım! Devletinize zeval erişmeye, deyip çıkıp gitmiş.
Çelebi, eve varınca kendisini tedavi etmek isteyenlere izin vermediği ve panzehir olarak hiçbir şey almadığı, hatta haplar bir an evvel kana karışsın diye de bir bardak buzlu nar şerbeti içerek dünyaya gözlerini yumduğunu tarihçiler yazarlar. IV. Murat gibi bir hükümdarın hışmına uğradıktan sonra ölmeyi yaşamaya tercih etmiş olmasına şaşırmamak lazımdır.
Bu hadiseyi takip eden günlerde zamanın ariflerinden biri, “Çelebi’ye ne oldu?” diyenlere “Hapı yuttu!” diye cevap vermiş.
İki dirhem bir çekirdek s.101 / İskender Pala
Bir yanıt yazın