Son günlerde Pusula Portföy ve bazı yatırım fonlarıyla ilgili gelişmeler, ilk bakışta birkaç fonun yaşadığı bir problem gibi görünüyor.
Ancak asıl dikkat edilmesi gereken konu, bu fonların hangi varlıklara yatırım yaptığı ve diğer finansal kuruluşlarla nasıl bağlantılarının bulunduğu.
Çünkü sorun yalnızca bir fonun zarar etmesi değil, oluşabilecek zararın başka kurumlara taşınıp taşınmayacağı.
Sistem nasıl çalışıyor?
Düşük halka açıklığa sahip bazı hisselerde fiyatların hızlı yükseldiğini düşünelim.
Bu hisseleri yüksek oranda taşıyan bir fonun getirisi de doğal olarak yükseliyor. Yüksek getiri yatırımcıların ilgisini çekiyor ve fona yeni para girişi başlıyor.
Ancak sistemin asıl sınavı para girişinde değil, para çıkışında yaşanıyor.
Çok sayıda yatırımcı aynı anda parasını çekmek istediğinde fon varlıklarını satmak zorunda kalabilir.
Buradaki sorun şu:
Portföyde görünen değer ile o varlığı gerçekten satabileceğiniz fiyat aynı olmayabilir.
Özellikle düşük likiditeli hisselerde büyük miktarda satış, fiyatı ciddi şekilde aşağı çekebilir.
Asıl risk burada başlıyor
Eğer bu hisseler başka finansal kuruluşlara verilen kredilerde teminat olarak kullanılmışsa, problem tek bir fonla sınırlı kalmayabilir.
Örneğin:
Fon → Hisse → Teminat → Finansman sağlayan kurum
şeklinde bir bağlantı olduğunu düşünelim.
Fon borcunu ödeyemezse, alacaklı kurum teminatı satmak zorunda kalabilir. Ancak teminatın piyasada beklenen değerde satılamaması yeni bir zarar ortaya çıkarabilir.
Böylece başlangıçtaki problem başka bir kurumun bilançosuna taşınmış olur.
Para piyasası fonları neden önemli?
Para piyasası fonları yatırımcılar tarafından genellikle daha likit ve düşük riskli araçlar olarak görülüyor.
Bu nedenle, eğer yaşanan sorunların bu fonlarla veya başka finansal yapılarla bağlantısı olduğu doğrulanırsa, konu daha geniş bir boyut kazanabilir.
Aynı şekilde (*)tasarruf finansman şirketlerinin de bu zincire herhangi bir şekilde maruz kalıp kalmadığı önem taşıyor.
Burada henüz kesin bir sonuç çıkarmak doğru değil. Bunun için kurumların bilançoları, portföyleri ve karşılıklı yükümlülüklerinin incelenmesi gerekiyor.
En büyük risk: Güven kaybı
Finansal piyasalarda bazen asıl sorun zararın kendisi değil, zararın başka kurumlara yayılmasıdır.
Bir yatırımcı satış yapar.
Onu gören başka bir yatırımcı da satışa geçer.
Ardından likidite ihtiyacı artar ve daha fazla varlık satılmaya başlanır.
Bu noktada sorun fiyat düşüşünden çıkar, güven ve likidite problemine dönüşebilir.
Ancak bunun tersi de mümkün. Yatırımcılar riskli gördükleri varlıklardan çıkıp daha likit ve finansal yapısı güçlü varlıklara yönelebilir.
Şimdi neye bakılmalı?
Önümüzdeki süreçte özellikle şu soruların cevapları önemli:
- Fonların gerçek likiditesi ne kadar?
- Portföylerde hangi hisseler ne kadar ağırlıkta?
- Bu hisselerin fiili dolaşımı ne kadar?
- Fonların diğer finansal kuruluşlarla bağlantıları var mı?
- Hangi varlıklar teminat olarak kullanılmış?
- Bu teminatların gerçekten ne kadar likit olduğu nedir?
- Para piyasası fonları veya tasarruf finansman şirketlerinin bu yapıya maruziyeti var mı?
Bu sorular cevaplanmadan “tek bir fonun problemi” demek de, “sistemik kriz” demek de erken olur.
Sonuç
Pusula etrafındaki gelişmelerin gerçekten ne ölçüde büyük bir probleme dönüşebileceğini zaman ve resmi incelemeler gösterecek.
Fakat burada takip edilmesi gereken en önemli konu yalnızca fonların ne kadar zarar ettiği değil.
Zararın kimin bilançosunda kaldığı ve başka hangi kurumlara taşınabileceği.
Çünkü finansal piyasalarda bazen en büyük risk, ilk satış değildir.
İlk satışı gören ikinci yatırımcının “Ben de çıkayım” demesidir.
* Katılım Evim de Tasarruf sahiplerinin parası fon üzerinden işlemlere konu edildi ise kamu zararı oluşmuş olabilir.
Bir yanıt yazın