İyi değilim…
Sabahlar, uyanmaktan korkar gibi uyanıyor içim.
Güneş vurdukça cama, içimde bir gece daha büyüyor sanki.
Kahvaltı? Unuttum bile.
Sigara kesiyor ne varsa; açlığı, uykuyu, seni.
Üzerime ne geçerse o… Aynaya bakmıyorum pek.
Zaten sen yoksun ya, “güzel olmuşsun” diyen de yok. Olsun da istemem.
Minibüste hep en arkadayım yine. Cam kenarı. Sessiz köşe.
Cebimde ellerim. Çünkü tutan yok artık.
Herkes biraz sen gibi…
Birinin saçı kısacık mesela, gülüşü azıcık içten… “Ah” diyorum, “biraz daha…”
Yokluğunda, yepyeni senler türetiyorum kendime.
Geceler ağır.
Uyumuyorum. Senin uyuduğun saatlerde özellikle.
Belki bir rüya denk gelir… belki bir ihtimal sen…
Unutur gibi yapıyorum çoğu zaman.
Kanamasın içim, yara açık kalmasın diye.
Seni de kan tutardı ya… bak, bunu bile zor hatırlıyorum artık.
Şiir yazamıyorum. Kalem süslü kelimeleri kusuyor.
Adın geçmeyen cümlede sevgi anlatılmıyor, olmuyor.
Sayfalar, gözyaşıyla siliniyor — ziyan…
Pazarlar var bir de.
Hiç buluşmadığımız bir yerde, hiç bilmediğin bir saatte bekliyorum seni.
Gelmen mi önemli? Değil.
Ben hâlâ beklemeyi seviyorum seni…
Daha çok “ben” oldum.
Daha çok sustum, daha çok sabrettim.
“Özledim” demedim kimseye.
Yokluğunla aramda bir dostluk kuruldu — kimseyi almıyoruz aramıza.
Benden başka sen, senden başka düşünce yok satırlarımda.
İyi değilim aşkım…
Hiç değilim.
Şimdi ne demeli sana?
“Dön” mü?
Yoksa
“Hoşça kal” mı…?

Bir yanıt yazın