Gün geçiyor, ama geçmiyor gibisin içimden.
Bazen diyorum, “unutmuşum galiba”…
Sonra bir şarkı çalıyor radyoda.
Senin o saçma dansın geliyor gözümün önüne, gülüşün düşüyor kalbime.
Unutmuşum… ama nereye koymuşum seni, bilmiyorum.
Bazı sabahlar, sanki sen varmışsın gibi yapıyorum.
Yüzümü yıkarken aynaya bakmıyorum,
çünkü orada hâlâ sana benzeyen bir halim duruyor.
Bir kahve yapıyorum mesela,
şekerini bile senin sevdiğin gibi atıyorum hâlâ.
İçmiyorum sonra. Soğusun diyorum.
Soğuyor.
Ben de soğuyorum biraz daha senden sonra.
Sokağa çıktığımda herkes tanıyor gibi seni…
Adını söylemesem de, gözlerim fısıldıyor seni her yere.
Bakkaldaki çocuk bile soruyor bazen:
“Abi bugün biraz yorgun gibisin?”
Ne bilsin, seninle geçen bir hayalin kaç kere uykumu böldüğünü?
Zaman geçiyor diyorlar.
Geçiyorsa niye hâlâ bekliyorum seni o buluşmadığımız parkta?
Niye adını telefonda hâlâ silemiyorum?
Niye bir fotoğrafını bile atamıyorum çöpe?
Çünkü gitmedin aslında…
Sen bir yerlerde hâlâ varsın.
Beni bıraktığın gibi duruyorsun içimde.
İçimde konuşan bir “ben” var artık.
O bana her sabah hatırlatıyor seni.
“Bak” diyor, “gözünün altında yine o uykusuzluk çizgisi…
O da özledi.”
Ama artık yazarken bile korkuyorum.
Cümleye başlarken senle,
bitirirken sanki sensiz kalacağım diye ürküyorum.
Gülmüyorum pek.
Eskiden gözlerimle gülerdim ya hani…
Şimdi dudaklarım bile tereddütlü.
Bir gülümseme, hep yarıda kalıyor —
tıpkı sana anlatmak istediklerim gibi…
İyi değilim yine.
Ama bu defa alışmış gibiyim.
Sensizliğe değil belki,
ama senli hayallere tutunmaya…
Ve artık soramıyorum bile:
“Dön” mü,
yoksa
“Hoşça kal” mı?..
Çünkü ikisi de
aynı kadar acıtıyor.

Son Yorumlar