Güzel bir yüze sahip kadını seyretmek, şu dünya üzerindeki bütün güzel manzaraları seyretmekten güzel olsa gerek.
Ama.. bilemiyorum. Bazen de kendimle çelişiyorum.
Yüzünü izlerken adeta izleyeni kendinden geçirten, kanını donduran, sonrasında imkansız yada ulaşılamayacak kadar zor bir hedef olmasından mıdır? yoksa “Baktıkça o güzellik kaybolur” düşüncesinden dolayı mıdır? Korkuyorum.
Bir yüz dahi olsada , sonuçta; O güzelliğe sahip olma isteği doğacağından, kendimi frenliyor, ve başka bir yöne bakıyorum.
Yıllar sonra öğrendim ki; kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki; Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki; Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki; Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki; İnsanların başına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki; Olmak istediğin insan olabilmen, çok vakit alıyor.
Öğrendim ki; Karşılık vermek, düşünmekten daha kolay.
Öğrendim ki; Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek. Hangisi son görüşme olacak bilmiyorsun.
Öğrendim ki; Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder. kahraman dediğimiz insanlar, bir şey yapılması gerektiğinde; Yapılması gerekeni, şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki; En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
öğrendim ki; İki insan ayni şeye bakıp, tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki; Bazı insanlar sizi çok seviyor, ama bunu nasıl göstereceğini bilmiyor.
Öğrendim ki; Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar, daha uzun yol yürüyor.
Evet yalnızım … Sadece bunu söyleyip susmak isterdim.. Ebediyen susmak.. Çünkü canım acıyor.. Konuştukça, arzuladıkça, özledikçe, en kötüsü yaşadıkça canım acıyor.. İyiliklerim bile güçsüzlüğümden.. Güçsüzlüğümdendi, beni daha çok kırmasınlar diye kendimi adamalarım olmadık insanlara!..
Evet yalnızım … Çünkü ne zaman aşkla büyülensem, o çok eski korkum bana yaralı kendimi hatırlattı.. Ne zaman aşkla büyülensem, aynı anda ayrılığın o korkunç hüznü kalbimi yaraladı. Suç senin değil, özlemek değil, en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş.. En büyük dert “Kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş”
Sevgili, öyle yanlış bir yerdi ki bu dünya, ben seni en çok karanlıkta kaldığım zamanlarda özlüyordum. Geceleri, kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affetmediği bir bencillikle, “Kalbindeki tek aşkın benim ki olması için gözyaşları içinde tanrıya yalvarmak oldu!”
Hüzün ve yalnızlık kol kola gezerken, “Davetsiz misafir” gibi girmişsin hayatıma, ne ben kovabiliyorum seni. Nede sen gidiyorsun… “Kal bu gece yatıya” diyeceğim ama biliyorum, kalmayacaksın..Çünkü bu mutlu sonla biten aşklardan birisi değil…
Yalnızlığında yıllanmış, rafine edilmiş duygularla birikmiş gözyaşları bekler hep gözlerimde, ta ki onları taşıracak yeni bir damla gelene kadar…
Hani demiştim ya “Bazı gözyaşları sessizdir, küçüktür, cümle sonundaki noktalara benzerler” diye; işte onlarla süsledim her cümlemi, daha doğrusu her cümlemin sonunu…
Sana aşık olmak, hayatın her anında yaşadığım içimdeki en büyük yaraymış sadece… Aşığım… Aşıksam, ahlaksız aşıklardan değil, nefsine hakim, platonik aşıklardanım.
İkinci bir şans yokmuş… Var diyenler saçmalamışlar. Düzelir dediğin hiçbir şekilde düzelmezmiş. Sadece değişir gibi gözüküp zamanla yine eski halini alırmış. Sen doğru olduğun sürece karşındaki de doğru olur sanmak saçmalıkmış. Yalan, hayatın her anında yaşadığın içindeki en büyük yaraymış…
İnanmak, güvenmek saçmalıktan bir adım öteye götürmemiş beni. İnsanoğlunun sadece kendisine inanıp güvenmesi gerektiğini bu kadar geç bir vakitte anlamak ve anladıktan sonra ise şok etkisinde kalmak kadar aciz ve üzücü bir durum yokmuş. (daha&helliip;)
O gidecek ve sen bakacaksın.
Kimse olmayacak yanında, acını yalnız yaşayacaksın.
Aşkı tek kişilik yaşamanın mevsimidir şimdi.
Bahar da olsa yaz da, kış hüküm sürecektir sende.
Buz tutacaksın…
Herkesin buram buram terlediği güneşli bir günde üşümenin ne demek olduğunu öğreneceksin.
(daha&helliip;)
Arkadaşlarımla konuşurken onlara “aklın sınırı var mıdır? Varsa o sınırı aşınca ne olur?” diye bir soru sordum.
Aklın boş bir tarlaya benzediği ve sınırsız olduğu, dolayısıyla sınırı asmak diye bir deyimin yalnızca kendi farkındalığın olduğu, aklın bir tarlaya benzediği ama sınırlı olmasının göreceli bir kavram olduğu (ama yine de sınırlarının bulunduğu), üstelik bu sınırların başkalarının akıl sınırı ile çakışabildiği , Aklın kesinlikle bir sınırı olduğu,
Tartışma başlıkları altında çok gizemli ( kimine saçma gelebilir) bir konuya saplanıp kaldık … (daha&helliip;)
İnsanların ermeye baş koyduğu vuslat adına çıkılan yola çıkmıştı genç adam. Kısacası mutluluk arayışına. Amaç mutluluksa araç aşktı. Bulmuştu gerçek aşkı adam, tüm ömrüne yetecek kadar uzun, verdiği nefes kadar kısa zamanda yaşanmıştı. Bittiği zamansa kalbinin koca bir parçasını da kilitlemek zorunda kalmıştı yitik aşklar zindanına . Suçlu aradı önce, kıyamadı suçlamaya “canım” dediğini. Kendini suçladı.
İnanamadı sonrasında. Yapayalnız kalmıştı sanki dünyada, kiminle dertleşecek kiminle paylaşacaktı kendinden bile sakladığı sırlarını ? Hayatının anlamı, yaşama sevinci bir yabancımıydı artık. Onu göremeyecek, görse de yasak mı olacaktı dokunmak. Bitmiş miydi aşk? (daha&helliip;)
Bitti mi şimdi…
Yokmusun hayatımda…Olmayacak mı beni seven sevgin… Olmayacak mı bana bakışların.. Hayır olamaz bitti mi yani. Bitmemeli olmalı bir çıkar yol. Olmadı demi yapamadık. Sahip çıkamadık bu sevgiye…
Hoşcakal güzel kuzum…Hoşcakal… Sensizlik çok zor olacak benim için. Ya sen ne yapacaksın bensiz? Yaparsın ama habersiz kaldığım günler buna en büyük kanıt değilmidirki. Ben yapamadım kuzum ben yapamadım.Senden haber alamadığım günlerde yaşam durmuştu benim için. (daha&helliip;)
Aman Allah’ım bu yaşadıklarım neydi böyle? Nedir bunlar diye soruyorum kendime? Başarıyı bir tarife koyabiliyorum. Yenilgiyide, çocukluğu da gençliği de… Makarnanın ve inegöl köftenin de tarifi var. Bunu tarif bile edemiyorum.
Öyle bir tanımlamalı öyle bir anlatmalıyım ki herkes en az benim kadar bilmeli mutluluğumu, heyecanımı…
Yüreğim kıpır, ama sadece bu anlatmıyor. Hayatıma yeni yeni anlamlar yüklenmesi, önceden görmediğim yolların sanki gün ışığı gibi aydınlanarak önüme dizilmesi, bu bedenin havada ayakların yere basmadan yürüyebilmesi.
Ağustosta kar olmak, dağlar aşıp kuş olmak, gözde yaş olmak…
Neden anlatmıyor hiçbirşey beni? (daha&helliip;)
Son Yorumlar