Kürşat Şentürk 1978 tarihinde doğdu. Türkiyenin İlk bilgisayar korsanlarından olup en meşhurudur. 31 Şubat 2014′te FBI tarafından yakalanmıştır. Microsoft , Fujitsu, Motorola, Nokia ve Sun Microsystems gibi şirketlerin bilgisayar ağlarına izinsiz girmekten suçlu bulunarak 3 yıl hapis cezası almıştır.
Hepsi yalan ..
Arkadaşlarımla konuşurken onlara “aklın sınırı var mıdır? Varsa o sınırı aşınca ne olur?” diye bir soru sordum.
Aklın boş bir tarlaya benzediği ve sınırsız olduğu, dolayısıyla sınırı asmak diye bir deyimin yalnızca kendi farkındalığın olduğu, aklın bir tarlaya benzediği ama sınırlı olmasının göreceli bir kavram olduğu (ama yine de sınırlarının bulunduğu), üstelik bu sınırların başkalarının akıl sınırı ile çakışabildiği , Aklın kesinlikle bir sınırı olduğu,
Tartışma başlıkları altında çok gizemli ( kimine saçma gelebilir) bir konuya saplanıp kaldık … (daha&helliip;)
“Kadınlar Hintli gibidir, öküze taparlar” cümlesini okuyunca kaseti bir iki defa başa sardım,tekrar okudum. Kadınlar için yapılmış en doğru eleştirilerden biri olmuş.Evet kadınlar öküz sever bunu kabul ediyorum.
Kadınların öküz sevdiğini kabul ettik etmesine ama bu cümle; kadınlara, öküz türündeki adamlara aşık oldukları için bir eleştiri olsada, erkeklerin bir kısmının öküze benzediğinin de itirafıdır. Peki erkeklerin bazılarını öküz sınıfına sokan özellikleri neler ? (daha&helliip;)
İnsanların ermeye baş koyduğu vuslat adına çıkılan yola çıkmıştı genç adam. Kısacası mutluluk arayışına. Amaç mutluluksa araç aşktı. Bulmuştu gerçek aşkı adam, tüm ömrüne yetecek kadar uzun, verdiği nefes kadar kısa zamanda yaşanmıştı. Bittiği zamansa kalbinin koca bir parçasını da kilitlemek zorunda kalmıştı yitik aşklar zindanına . Suçlu aradı önce, kıyamadı suçlamaya “canım” dediğini. Kendini suçladı.
İnanamadı sonrasında. Yapayalnız kalmıştı sanki dünyada, kiminle dertleşecek kiminle paylaşacaktı kendinden bile sakladığı sırlarını ? Hayatının anlamı, yaşama sevinci bir yabancımıydı artık. Onu göremeyecek, görse de yasak mı olacaktı dokunmak. Bitmiş miydi aşk? (daha&helliip;)
Aman Allah’ım bu yaşadıklarım neydi böyle? Nedir bunlar diye soruyorum kendime? Başarıyı bir tarife koyabiliyorum. Yenilgiyide, çocukluğu da gençliği de… Makarnanın ve inegöl köftenin de tarifi var. Bunu tarif bile edemiyorum.
Öyle bir tanımlamalı öyle bir anlatmalıyım ki herkes en az benim kadar bilmeli mutluluğumu, heyecanımı…
Yüreğim kıpır, ama sadece bu anlatmıyor. Hayatıma yeni yeni anlamlar yüklenmesi, önceden görmediğim yolların sanki gün ışığı gibi aydınlanarak önüme dizilmesi, bu bedenin havada ayakların yere basmadan yürüyebilmesi.
Ağustosta kar olmak, dağlar aşıp kuş olmak, gözde yaş olmak…
Neden anlatmıyor hiçbirşey beni? (daha&helliip;)

Dilerim sizin için gelen yılda da herşey güzel olur… Herkes dostça, paylaşarak, birbirinin elinden tutarak, hırslarından uzak bir şekilde bu alemde var olmaya devam eder.
İnsan yaşlandıkça daha bir duygusal oluyor… Bu satırları kendini bin kere dövmüş bir adamın en yalın, en arınmış haliyle yazıyorum ve diyorum ki; “Hırslarınıza kapılmadan, başkalarını kırmadan, üzmeden, sevgi ile tüm sorunlarınız çözülür.”
Hangi birinizi yazayım ki, dost insanlar… Listemde varolan, olmayan tüm dostlar… İyi ki varsınız…
Yeni yıl, herkese, hepimize güzelliklerle gelsin. Sağlıkla, mutluluklarla, sevdiklerimizle ve hoş şeylerle gelsin…
Her bir minik dokunuşu ayrı bir güzellik katsın hayatımıza. Dileklerimiz gerçekleşsin. Sevgiler artsın. Herşey gönlünüzce olsun!
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” dedi; kış gününde sırtında paltosu bile olmadığı halde ödülünü askerlerimize bağışladığı İstiklal Marşımızı yazdı; gerçek bir vatanseverdi, Çanakkale Şehitlerine şiirini gelecek nesillere bıraktı. Vefatının 74. yılında saygıyla anıyoruz. Aziz ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Tereyağlı kedi paradoksu bir paradoks şakasıdır. Genel gözlenen bir doğa olayı ve bir Murphy yasasından oluşur;
Paradoksal bir düşünce deneyidir. Bir kedinin sırtına, yağlı kısmı üste bakacak şekilde bağlanacak bir ekmek dilimi bu paradoksun ana parçasıdır. Kedi dört ayak üstüne düşmeye çalışacak, ancak Murphy yasasına göre tereyağlı ekmeğin yağlı yüzü de aynı şeyi deneyecektir. Bu durum bir paradoksa sebep olur. Bazı düşünürler şakayla karışık biçimde kedi-tereyağlı ekmek sisteminin yere yakın bir mesafede havada asılı kalacağı ve sistemin yerin hemen üsünde asılı biçimde kalacağı, enerjinin korunumu dolayısıyla da düşmeden kazanılan enerjinin korunarak sistemin kendi ekseninde dönmesine sebep olacağını iddia eder. Bu şekilde bir anti yerçekimi alanı oluşturulabileceği de iddialar arasındadır.
Ancak bazı iddialar, bu sistemin çalışmayacağını söylemektedir. Murphy kanunları arasında bulunan “Yanlış gidebilecek her şey yanlış gider” ve “yanlış gidebilecek şeylerin tamamı asla kestirilemez” yasaları sebebiyle bu sistemin bir noktada sorun yaşayacağı ve çökeceği iddia edilmektedir.

İnsan hiçbir zaman birşeyi tam anlamıyla anlayamıyor. Belki anlam gerçekte varolan bir şey olmadığındandır. Bu durumda ihtiyaç olan tek şey, oluşturulan anlamla tutarlı davranışlarda bulunmak. Anlamak, yorumlamak, tek başına varolan birşeyi anlamak değil, tutarlı davranış ve söylem bütününden ortaya çıkandır.
Daha dün arkadaşıyla dansetme ihtimali olan kadınına, arkadaşını öldürmekle tehdit ederek sahip çıkan adam, ve bugün o kadını görmek istemeyen adam… Kendisini yaşamaktan sakınmayan bir kadın, fakat derinlerini açmakta çok zorlanan bir kadın. Ve bir o kadar heyecanlı, kendini kaptırmaya. Ve bir o kadar yalnız, aklının sınırlarında…
Sadece anlamadığınızda değil, anlam veremediğimizde, bu hiçbir vakit anlamaya gelemeyeceğizi fark ettinizde de geçer akçedir. Öyleyse anlamamak mutlaka kötü birşey olmasa gerek. İnsanların anlamamakta oldukları şeylerle gururlanabileceğini, hayatlarının hiçbir kesiminde anlamaya hazır bulunmadıklarını görebildikleri şeylerle kendilerinden sözedebilir hale geldiklerini düşünmeliyiz… Bu bir bakıma öz-sevi dir. Bir varoluş aristokrasisidir… Anlam hiyerarşisinin eşiğini dahi geçemeyecek durumda olan bir yığın objenin ben olmak adına görmezden gelinmesidir…
“Hafıza problemleri sebebiyle karmasını hesaplayamayan hindistanlının sürekli tekrarladığı söylem. ”karma karışık, karma karışık, karma karışık” diyerek yürür hindistanın ara sokaklarında.”
Hiçbir şey sorma, hiçbir şey konuşma, sadece gel desem.. Gelir misin? Hadi desem yada… Hiçbir şey sormadan yine benimle yürür müsün sonu belirsiz sokaklarda?
Bakmasan, görmesen, duymasan beni günlerce… belki aylarca…Yinede beni sever misin?
Gözden ırak olan gönülden uzak olurmuş derler ya.. Yanımda olup uzak olmaktansa, uzakta olup içimde olmayı becerebilir misin?
Aylar sonra, belki yıllar sonra… ”Seni sevdim.. Senden gelen iyi-kötü her şeyi sevdim. Ve hep seveceğim..” Diyebilir misin? (daha&helliip;)
Sana gülüm demiştim ya, o gül soldu …
Gülün ömrü belki evet az olur ama varsın az olsun. Ya sevdiğinden alırsan gülü bir ömür boyu kurutup saklamaz mısın. Her baktığında hep ilk aldığın günü anımsamaz mısın , gözlerindeki ışıkla …
O Gül solmadı, son demiştim ama son veremedim, içimdeki titreyen kalbime söz geçiremedim. unutamadım, unutmadım, unutmayacağım ..
Son Yorumlar