Umut ederken, kırılan ümitlerinin pekte bir anlamı kalmaz, kaybettiklerinin yanında .. Alışılmışa gelmiş bir vaziyet içinde görürsün kendini, daha fazla ne acıtabilir ki dersin. Ama sende bilirsin ki her elbisende her alınan hediyede onun kokusu, baktıkça gözlerin dolar! “yine mi lanet olsun” dersin! Onları atsam ya? (daha&helliip;)
Gencin birisi Kâbede hep, “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim” diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?” der.
O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbede iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı. içimden bir ses bu altınlarla, şunları şunları yaparsın diyordu. Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. (daha&helliip;)
O kadar yorgun ki şu zavallı yüreğim…
Ağlayası var işte bugün…
Hergün yeni bir gün diğerek başladığım, bugün yeni güzellikler olacak dediğim halde değişmeyen bir hayat yaşıyorum işte
Sessizliğe bürünesim var bugün…
en sessiz halimle hayatımı devam ettiresim işte (daha&helliip;)
Başarı, basit hâliyle “istenilen bir sonucu elde etmektir.”
Kimi kişilerin, genel veya belli değer yargılarına göre “yanlış, kötü, zararlı” kabul edilen amaçlara ulaşma yolunda gösterdiği bir takım gayret ve girişimlerin istenen sonla sonuçlanması da o kişilerce başarı olarak değerlendirilse de, gerçek anlamda başarıdan söz edebilmek için “doğru, iyi, yararlı” sonuçlara ulaşılmış olması gerekir aslında … (daha&helliip;)
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars’ta Ağrı’da Van’da Erzurum’da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı…Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı
:-Akçik, manç?..
(Kızmı, oğlan mı?)
-Akçik…
(Kız) (daha&helliip;)
Eğer ki bir blogunuz varsa kendinizi geliştirmeniz, çıkacak olası sorunlara çözüm bulmak için kurduğunuz sistemi iyi bilmeniz gerekir. 2004 yılından itibaren hazırladığım Web sitelerinin altyapılarında genellikle WordPress yada joomla kullandım. Bu nedenle ilk zamanlarda yerli yada yabancı kaynaklar kullanarak WordPress ile ilgili dersleri, makaleleri okudum, uyguladım. Kişisel çabalarla bir aşamaya geldim. Bu zaman içerisinde de WordPress’i çok sevdim. Gerek plugins, gerekse thema olsun büyük bir kütüphaneye sahip olması bu yazılımı kullanmamdaki ana nedenlerden birisidir. (daha&helliip;)
İnsanın benliğini en amansız şekilde saran ve sarsan hırs; şüphesiz ki iktidar hırsıdır Kalbe bir kere girmeye dursun insanın başına getirmeyeceği musibet yoktur İşte En talihsiz Şehzade Cem bu zalim hırsın şevkiyle harekete geçmişti
Kardeşi Bayezid-i Veli’yi tahttan indirip kendisi çıkmak iktidarı ele geçirmek istiyordu Ama mutlaka ele geçirmek ne pahasına olursa olsun tahta çıkmak O kadar ki içteki mücadeleleri kaybetmesi defalarca Bayezid’e mağlûp olması bile O’nu sulh ve anlaşma teklifine yanaştırmamıştı Nihayet bu önü alınmaz iktidar hırsı ile gurbet illere çıktı İslâm düşmanlarıyla anlaştı
Cem Sultan’ı Rodos’a çıkaran yelkenliler O’nu bir daha geriye vatanına döndüremeyecekti Kısa bir zaman sonra başlayacak pişmanlığı ömür boyu sürecek “gâvurdan dost” aramanın ızdırabını ölünceye kadar içinde onulmaz bir yara gibi taşıyacaktı Artık kalbi hüzün gözleri yaş dolu olarak dönülmez gurbetlerde ömür tüketecek; fakat İslâm’ın izzetini de hayatı boyunca daima koruyacak tavizsiz bir mümin olduğunu gösterecekti Papa’nın büyük makam ve mevkii vaatlerine rağmen O ebedî makamlara itibar ettiğini gösterecek celâdetli çıkışlarla önceki hatalarını affettirici imanlı şahlanışlarla Hıristiyan olma teklifini Osmanlı İmparatorluğuna savaş açma teşebbüsünü reddediyordu Cem uğruna vatanım terk ettiği saltanatı şimdi reddediyordu Çünkü saltanata talip olmanın Müslümanları ihtilafa sevk edeceğini İslâm düşmanlarını kuvvetlendireceğini artık iyice görüyordu. (daha&helliip;)
O’nu hatırladıkca başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz… Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain… sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa… (daha&helliip;)
Asıl adı Giyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam’dır. 18 Mayıs 1048′de İranın Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almıştır. Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır. Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina’dan sonra Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için zamanın bütün bilgilerini bildiği söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların çoğunu kaleme almadı, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam’ın çalışmaları şöyle sıralanabilir.
Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi’dir. (daha&helliip;)
Son Yorumlar