
İnsan hiçbir zaman birşeyi tam anlamıyla anlayamıyor. Belki anlam gerçekte varolan bir şey olmadığındandır. Bu durumda ihtiyaç olan tek şey, oluşturulan anlamla tutarlı davranışlarda bulunmak. Anlamak, yorumlamak, tek başına varolan birşeyi anlamak değil, tutarlı davranış ve söylem bütününden ortaya çıkandır.
Daha dün arkadaşıyla dansetme ihtimali olan kadınına, arkadaşını öldürmekle tehdit ederek sahip çıkan adam, ve bugün o kadını görmek istemeyen adam… Kendisini yaşamaktan sakınmayan bir kadın, fakat derinlerini açmakta çok zorlanan bir kadın. Ve bir o kadar heyecanlı, kendini kaptırmaya. Ve bir o kadar yalnız, aklının sınırlarında…
Sadece anlamadığınızda değil, anlam veremediğimizde, bu hiçbir vakit anlamaya gelemeyeceğizi fark ettinizde de geçer akçedir. Öyleyse anlamamak mutlaka kötü birşey olmasa gerek. İnsanların anlamamakta oldukları şeylerle gururlanabileceğini, hayatlarının hiçbir kesiminde anlamaya hazır bulunmadıklarını görebildikleri şeylerle kendilerinden sözedebilir hale geldiklerini düşünmeliyiz… Bu bir bakıma öz-sevi dir. Bir varoluş aristokrasisidir… Anlam hiyerarşisinin eşiğini dahi geçemeyecek durumda olan bir yığın objenin ben olmak adına görmezden gelinmesidir…
“Hafıza problemleri sebebiyle karmasını hesaplayamayan hindistanlının sürekli tekrarladığı söylem. ”karma karışık, karma karışık, karma karışık” diyerek yürür hindistanın ara sokaklarında.”

Gördüğünüz bu fotoğraf Amerika’da yapılan bir yarışmada birincilik aldı. Olay şu ki resimdeki kız çocuğu 1 km uzakta ki amerikanın yiyecek dağıttığı yere gitmeye çalışıyor dirseklerinin üzerinde. Arkasında bir akbaba bekliyor bu resmi çeken şerefsiz adam resmi çektikten sonra kız çocuğuna hiç ellemiyor yani yardım etmiyor. Fotoğraf ödül aldıktan sonra soruluyor “Kız çocuğunu ne yaptın.” diye adam “Öylece bıraktım.” diyor ve Bir çok tepki alıyor. 6 ay sonrada resmi çeken bu adam intihar ediyor.

Baba, Sana her zaman için müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni… Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.
Baba, biz Türkiye’nin ikinci Kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da… Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi… Ama bu topraklan yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları…
Düşün baba; Bugün hükümet işini, gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.
28 Ocak 1971 Deniz Gezmiş (daha&helliip;)
Tarihten günümüze ders almamız gereken olaylarla doludur. Özellikle Osmanlının her dönemde yardım isteyen ülkelere ilginç yöntemleri vardı. İşte aşağıdaki olayda da Osmanlının Ren nehri kıyısındaki Fransız ve Almanlar arasındaki sorunu nasıl çözdüğünü görecek ve o dönemden şimdiki döneme nasıl gelindiğini hayretler içinde kendi kendinize bir düşünün ve çöküş dönemindeki bir imparatorluk dahi olsa, yardım isteyenlere karşı bir şekilde olsa yardım etmesini okuyacaksınız..
YENİÇERİ KIYAFETLERİ
19.yüzyılda Almanya’nın Mülheim şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar’daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. (daha&helliip;)
Hepimiz değişmek isteriz. Yeni yıllarda, doğum günlerinde değişim kararları alırız … Oysa işte acı gerçek değişimi isteriz ama değişmeyi göze alamayız. Değişim korkutucudur. En korkutucu olansa sen olduğun yerde dururken sevdiğin insanın değişmesidir. Bazı şeyler hiç değişmez ya da değiştirmeye gücümüz yetmez. Bazılarıysa hiç beklemediğimiz bir şekilde değişir. Ama hayat değişse de bir şey hiç değişmez, sevdiklerimizin yanında olma ihtiyacı… Bazen seçemediğin kardeşin, bazen sevgilin… Bazen de yitirdiğin arkadaşın… Ve o insanları bir kere bulduğumuzda yanlarından kolay kolay ayrılmayız. Bazen bizi kırmış olsalar bile ..
Bir gün gelir bir gün geçer bazı şeyler hiç ama hiç değişmezmiş ..
28. Temmuz 1910 Zürih doğumlu Eduard Einstein , Albert Einstein ve Mileva Maricìn ikinci oğluydu.Çok duyarlı ve çoğu kez hasta bir çocuktu. 1914´te ailesiyle birlikte Berlin`e taşındı. Berlin´deki yaşam Mileva`nin hoşuna gitmediği için çocuklarıyla birlikte Zürih´e geri döndü. 1919´da Albert Einstein ve Mileva Maric boşandılar.
Zürih´te öğrenimine başlayan Eduard, yüksek zekası ve müziğe olan yeteneği ile ilgi çekti. Ayrılığa rağmen Albert Einstein oğullarını ve eski karısını sürekli ziyaret etti. 1929`da yüksek başarıyla liseyi bitiren Eduard, psikiyatr olma amacıyla tıp eğitimine başladı
1930`da 20 yaşındaki Eduard`a Şizofreni teşhisi konuldu. Öğrenimini yarıda bırakıp Burghölzli Sanatoryumuna yatırıldı.
1933`te yeni karısı Elsa ile Amerika`ya göç eden Albert Einstein, bu hastalığın genetik olduğunu iddia eder. 1933`te son kez ziyaret ettiği oğluyla tüm ilişkileri keser.
1948`de annesinin ölümünden sonra Eduard tamamen Sanatoryumda yaşamaya başlar. 1965`te 55 yaşında ölür.
Vlad III the Impaler Voyvoda III. Vlad, Drakula ya da Kazıklı Voyvoda 1448, 1456-1462 yılları arası ve 1476 yıllarında Eflak beyliğinin voyvodası (prens) idi.
Voyvoda III. Vlad düşmanlarını (özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini) kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle tarihe geçmiştir. Sonradan Bram Stoker’ın Drakula romanına ve Drakula filmlerine konu olmuştur.
Osmanlılar’a yenilen Vlad’ın babası onu rehin olarak Osmanlılar’a vermişti. Yaşamının bir kısmını Osmanlılar’ın elinde tutsak olarak yaşadı. Osmanlılar’ın egemenliğini kabul ederek Eflak’ın başına geçti. (daha&helliip;)

Türk nedir diye sorusu üzerine kahraman Türk milleti için Atatürk’ün verdiği cevap bakın nasıl…
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. ”
NewYork’taki Özgürlük Heykeli’nin masraflarının bir bölümünün Osmanlılar tarafından ödendiğini biliyor muydunuz? Üstelik heykel Mısır’a dikilecekti!
İşte öyküsü:
Mustafa Reşid Paşa, 23 Kasım 1854 yılında dördüncü kez sadrazamlığa getirildi.
“Fransız Partisi”ne mensup Mısır Valisi Said Paşa, Mustafa Reşid Paşa’dan nefret ediyordu. Süveyş Kanalı Projesi’ni hayata geçirmeyeceğini biliyordu. Bu nedenle bir hafta sonra projeyi imzaladı.
İmzalanan sözleşmenin altında ilginç bir madde vardı:
Kanalın Akdeniz’e açıldığı yere dev bir heykel yapılacaktı. Heykel, firavunlar döneminin giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde “Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini” sembolize eden bir meşale olacaktı!
Heykel, dönemin ünlü heykeltıraşı Frederic Auguste Bartholdi’ye sipariş edildi. Yüklüce avans verildi. Bartholdi işe başladı.
Birkaç sene sonra tamamlanan heykel, Marsilya’dan gemiyle yola çıkacaktı. Ancak Said Paşa ölünce yerine gelen İsmail Paşa, Müslüman bir coğrafyada heykel olmaz diyerek heykeli istemedi.
Süveyş Kanalı, 1869’da dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama “heykelsiz” törenlerle açıldı.
Heykeltıraş Bartholdi’nin eseri, Paris’te bir depoya kondu ve tozlanmaya terk edildi.
(daha&helliip;)

12 Eylül darbesinin gayr-i meşru çocuğu PKK 1984 yılından beri Türkiye’de 35 binden fazla insanın yaşamını yitirmesine ve bir o kadarının da yaralanmasına, sakat kalmasına sebep oldu. ABD,İsrail ve bunlar gibi daha nice dış odakların beslemesi ,iti, köpeği olan örgüt 1990’lı yıllarda büyük katliamların asıl faili, tek suçlusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri 1990’lı yıllarda örgüte karşı emsali görülmemiş bir mücadele göstermiştir. Terör örgütünün bu azgın yıllarında etkili vuruş ve darbeleriyle belini kırmasını becermiştir. İtin bile yürümesi mümkün olmayan Hakkari dağlarında mükemmel operasyonlar düzenlemiştir. (daha&helliip;)
Son Yorumlar